
İnsan, gelişimini basit bir mekanizma ya da otomasyonla durduramıyor. Lakin gelişim bir mekanizma ya da otomasyonla ilerlemiyor da. Deneyim edinmek için bir yola çıkmak, ilerlemeye sebep olabildiği gibi durmaya da sebep olabiliyor. Her şeyden öte, deneyim edinmek bir bilinçle kazanılmıyor. Okullarda alınmış iyi bir eğitimle de bir yere gelebileceğimizi biliyoruz. Her birimiz ODTÜ’de derece yapmış bir insanın kariyerinin ne kadar sağlam olacağını tahmin edebiliriz. Ancak bu bilinç öylece bir kenarda dururken, insanoğlunun robot olmadığı, insanın bir ruhunun olduğu gerçeği açığa çıkıyor. Herkes ODTÜ’de derece yapamıyor değil, yapmıyor. Herkes İSTE’de Turizm de okumuyor da değil, bazen okuyamıyor. Ortaya koyulan formülü insan ruhu basitçe reddedebiliyor. Ruhum öyle emrettiğinden midir bilemem ama yazmak dahi içimden gelmedi benim de. Tam bu ruhun yanlışı seçmekle mükellef olduğunu keşfettiğim sıralarda, sanki yazmak beni robot varsayıp üzerime vazife edilmiş bir iş gibi geldi. Ruhumun ellerini kelepçelemişim ve ben aslında bir yazar değilmişim, hiç olmamışım ama yazarlık çok matah diye yapıyormuşum gibi. Sahteymişim gibi… Halbuki “çok”a yakın tecrübe ve deneyim edindim. Önceki tecrübe ve deneyimlerimi tasdikler nitelikteydiler. Tıpkı önceki formüller gibi, öz benliğim (ruhum) aracılığıyla “vesaire” klasörüne tıktım onları da. Yani aslında yaptıklarımın sonucu olabilecek bazı kötü olayları tahmin edebiliyor değil direk sonuçları biliyorken, sadece kendim olarak gidip sonu kötü olan yola çıktım tekrar. Yarın da olacağı gibi. Deneyimlerimle edindiğim formüller benliğimle çatıştığı için onca deneyim bir gelişim bırakamadan geçip gitti.
Kesinlikle basit bir mekanizma değiliz. Bir mekanizma da değiliz hatta. Tıp bilimi “organizma”yı uygun buluyor tanım olarak. Bir mekanizmaya tabii kalamayacağımızsa asıl konu. İnsan, bir elma değildir. İnsanı bir elma varsayıp eline “zamanlama + beslenme + iklim = uzun bir yaşam” yazılı bir formül verelim misal; insan “kutupları çok seviyorum” diyebilir. Onca deneyimin getirdiği formülü yakıp atabilir. Elma ağacının kökündeki, dalındaki, meyvesindeki hücreler de tıpkı bizim kolumuzda, elimizde, iç organlarımızda olduğu gibi çalışıyor ancak bir elma ağacının yarın kesilir miyim endişesi yok. Mesela karpuzlar daha iyi sulanmak için bir karpuz ilköğretim okuluna gitmiyor. Denkleme daha fazla değişken katmadan; biri o bitkiyi, ağacı sularsa yaşıyor ve (bilmiyorum minnetten midir) meyvelerinden ikram ediyor. Her canlı var olmak üzere var. İnsan ise yaşamak üzere var. Bir bilinç edinmek, onu işlemek, kullanmak ve standardını en tepeye yükseltmekle görevli. Sahiden de böyle mi? İnsan sadece hevesiyle farklı bir memeli hayvan mı?
Canlılık bir fark değil, hevesler ise hayvanlarla kıyaslandığımızda geçerli bir fark, düşünüyor olmak geliştirdiğimiz bir komut sistemi sadece, gelişimimiz ise en büyük fark. Ben, sen, dünya üzerindeki herkes farklı amaçlarla havanlardan farklı olmak istiyoruz, gelişmek istiyoruz. Anlam katmak için, lüks bir araba için, barış için, sonuç olarak genel hedefte tatmin için…
Ya gelişmek isteyen bir “x” insanı en fazla “X” olabilecek kadar gelişebilir, asla “Y” olamazsa? Okullar okuyalım, kitaplar ezberleyip ne kadar “Y” gibi olmasak da “Y” gibi yaşayalım? Onun yapması icap eden her ne varsa ezbere yapalım ve çıkıp diyelim ki artık saygın bir “Y”yim. İnsanlar zaten senin “Y”den önce ya da başka ne olabileceğini umursamıyorken, şahitli bir şekilde dünyaca kabul görmüş “Y” olabiliriz. Oysa “x” öyle güzel balık tutar, mangalda pişirir ve göl kıyısında öyle bir rakı içerdi ki… Y ise ancak ona rakının haramlığını anlatabilecek bir imamdı.
Bunu kendimi zorlayarak, bir q iken p gibi görünerek yazdım. Bunu okurken sen de p olduğuma emindin ama bilemiyorum, belki sen haklısın. Kendimi yazmaya zorlamak sadece duygu-durum’um ile ilgilidir belki. Belki “q” olmaktan kaçtığımdan değil, bu sayfayı bir ayna gibi kullandığımdan, aynada bir “p” yada “b” yada “d” görünebildiğim için…
Şöyle ki; karakterin olduğu gibi olduğu kadar göründüğü gibi de algılanabildiğinden yazdım. Gelişimimi aslında kendim olmadığım bir noktaya itiyormuşum gibi görünüyordu. Durup baktığımda kendimden bile şüphe ettim bazen. Son olarak bilincimi ve gelişimimin ilerlediği patikayı incelediğimde benden ayrı gittiğini gördüm. Ben o değilmişim sandığımda hayat öyle bir ilham verdi ki; yine yazmaktan başka çarem yokmuş gibi hissettim. Ta kendisiydim.