PMC – Legacy Vol. 2 (Albüm İnceleme)
Bayadır yazmak ve yazmamak arasındaydım ki korona virüs sağ olsun fazlasıyla vaktimin olması ve albümün de kulağıma artık oturmuş olmasıyla yazmaya karar verdim. Zaten bu rap dinleyicisinin genelde yaşadığı bir sorundur. Önümüze gelen ürüne ilk dinlemede notunu verirsek pişman olacağımızı biliriz. Bu ürün değil de yeni bir tarz olarak geldiğinde de böyle hissettiriyor. Geç kalmış bir eleştiri o yüzden.
Evet, trap dalgasına her yeni kapılan mc’ye bakıp üzüldüğüm doğru. Çünkü benim rap’i ve bu mc’leri benimsediğim dönemlerde bu iş böyle değildi, eskisi gibiydi yani. Boom bap beat’ler ve “battle” adı verilen o tarz hatta funky gibiydi ama işler değişti. Bu değişim kitleleri tabiri caizse avladı ve ünü doğurdu. Şöhretin insanları ve tavırlarını değiştirdiği bir gerçekken ve bir rap’çinin en önemli olayının duruşu, tavrı olduğunu düşünecek olursak, korktuk. Kendi adıma ödüm bokuma karıştı hatta içten içe. Sebebi saçma bir kıskançlık değil. Korkum dinlediğim insanların duruşlarını değiştirip artık hedefini para, şöhret, kadın ve esrar olarak güncellemesindendi. Korktuğum başıma geldi ama tesellimiz de yok değil. Çok iyi teselliler var, dinlediğiniz kişi duruşunu oryantal dansçıya çevirmedikçe. İşin içinde olup bunu okuyan varsa, moruk bu açık bir uyarıdır ki siz gün gelir para uğruna popüler kültüre köle işler çıkarır da sokaktan koparsanız suratınıza tükürmeyiz emin olun. O raddeye geldiğinizde biliyorum ki sizin de umurunuzda olmayacaktır. Ben dinleyiciyim, hiphop’a aitim ve aynı gemideyiz.
Dünya müziği güncelleme üzerine güncelleme alırken, her 10 yılda bir yaşanan evrim artık internet sayesinde dakikada bire kadar indi. Müzikle haşır neşir olmakla dünya standardında iş yapmak doğru orantılı oldu. Türkiye bu ülkelerden sadece biri. Ülkemizi övmek için kıçımdan bir şey üretmeme gerek yok zira Türkiye’nin müziğe ilgisi ile hiçbir ülkeyi kıyaslayamazsınız. Bu yeni çağda dünya arenasına çıkacak olmamız da bu sebeple çok şaşırtıcı değil. Peki bu vizeyi, pasaportu ilk kim alacak dersiniz? Hande Yener değil, emin olabilirsiniz.
Pmc ve Patron cephesinde ise bu yıllar ne kadar sanatçılar arasında çalkantılı geçse de üretim durmadı. Diss’lerle de olsa, taşlamalı parçalarla da olsa devam edildi ve her yeni parçada bir adım değişim yaşandı. Bu değişimi ileri, geri, iyileşerek ya da kötüleşerek gibi tanımlayamayız ama değişti. Türkçe sözlü rap müziğin her icracısı yoluna belli ayrımlardan dönerek devam etti. Bu esnada “rapper” sıfatıyla yeni yollardan katılan wack mc’ler de oldu. Çok farklı şekilde devam edenler de oldu. Hatta tam bir wack mc diye niteleyeceğim bazı insanlar rapper da oldu. Farklı farklı şirketler kuruldu ve icracılar arasındaki kaos sanırım Patron’a saygısızlık olarak döndü. Patron ise en iyi bildiği işi yaparak kendini savunduğu bir parça ve “SosyoPat” ile kaos bulutunu gerisinde bıraktı. Yeni stilini sevmek ya da sevmemekten bahsetmiyorum ki gayet rahatlıkla Patron’un iyi bir rapper olduğunu söyleyebiliyorsak ve Patron da böyle bir başarıyı yakalamışsa; bu rap adına başarıdır arkadaşlar.
Bu icracılar arasındaki kaos ve şirketleşmede kullanılan noname isimler furyasına Patron Pmc adına yeniden başlamıştı. Yeniden başlamıştı dedim, “katılmıştı” değil çünkü Pmc bu furyayı belki Kadıköy Acil ve Melankolia Müzik’in Kafile albümünden sonra ilk başlatan şirketti. Daha önce de denendi ve o zamanın müzik pazarlama imkanları şimdiki gibi olmadığı için olsa gerek ne kadar uğraşılsa da bir sonuca varılamadı. Ve geçtiğimiz yıllardan bu yana Pmc yeniden noname isimlere şans vermeye başladı. Tabi birçoğu kendi kitlesini edindi ve artık noname denemez derecede başarı yakaladılar. Başarıları gerçek rap dinleyicisinden alkış da alıyor hem. Sound anlamında gündemi yakalıyor olmaları hem Pmc, hem kendileri için bir alkış hak ettiriyor bence de.
Legacy ise (sanırım bir seri olacak) Patron’un hazır gördüğü isimlerle bu yeni Pmc döneminde çıkardığı bir complation albüm. İlk olarak geçtiğimiz yıl 4 Nisan’da çıkmıştı ve aslında hem noname isimler için pr, hem diğer şirketler ve dinleyici için bir gövde gösterisiydi. İkincisi ise, yani aslında bu yazının da konusu olan Legacy 2, 20 Şubat 2020’de kulaklığımıza düştü. İlk albümde baskın olan Patron’a Ati de katılmış ve sanki albüm Patron ile Ati’nin ortak featuring albümü gibi olmuş. Patron 8 feat ve 1 solo parçayla, Ati 8 feat ve 2 solo parçayla, Emboli Reis 2 feat ve 1 solo parçayla, Bedo 1 feat parçayla, FRO 3 feat parçayla, Pos 1 feat ve 1 solo parçayla bu 15 parçalık albümde yer alıyor. Hemen hemen herkes sabit bir tarzın etrafında buluşmuş gibi dursa da aslında Emboli hariç herkesin tarzı aynı olduğu için böyle görünüyor. Öte yandan Patron, Fro ile feat’inde de kendi solo parçasıyla da biraz duygu zenginliği yaratmış ki bunun da diğer tutmuş 2. vites rap parçalarından kaynaklandığını sanıyorum. Böyle bir silahı varken kullanmaması manasız olurdu ki sırası gelince yazacağım, özellikle Fro ile feat çok güzel olmuş.
1 - Keş (Patron & Ati242)
Çoğu albümde giriş parçası yani bir “intro” için sakin ritimler yahut albümün özeti niteliğinde bir müzikal kullanılırken Legacy 2’de sanırım fazla parça olması sebebiyle yahut parçaların benzer yapıda olmaması sebebiyle böyle bir yol tercih edilmemiş. Hoş madem intro olarak kullanılmayacaksa bu parça, çıkış parçası niye 2. sıraya bırakılmış? Bilmiyorum. Patron’un duruşundan yana sorun yaşamamızın sebebi verse’ünden belli diye düşünüyorum. Gerçekleşen bir hayalin gururunu dinliyorsunuz ama sırtında hiphop’ı taşıması boş bir hayal olmadığını gösteriyor. Yine de “bak en tepedeyim, benim daha üstüm yok, serseriyim ve bu umurumda değil” temalı Ati242’den ilk ve son kez böyle bahsetmek istiyorum. Üzgünüm, kirli sesle yapılmış flowlar dışında bir şey göremedim. Bomboş bir bölüm. Ha, derseniz ki amacı dans ettirirken düşündürmek değil; iyi eğlenceler. Ayrıca eğlenmek için bu parçayı açacaksanız ki gayet tabi olabilir; tebrikleri Astral’e alalım. Kıyak iş. Tüm prodüksiyon işlerini bu adam mı üstlenmiş bilmiyorum (bilgisine ulaşamadım) ama beat bile tek başına önünü iliklettirir adamın. Respect!
2 - Whatsapp (Patron & Ati242)
Parça albümün çıkış parçası olarak öne çıkıyor. Önden yayınlanan bi’ parça değil hatta önden yayınlanan parçalar olmasına rağmen (Kırgın Adımlar, Seni Sevmiyorum, Kaparoz) esas yatırım alan, özenilen parçanın bu olduğunu hissettim. Teknik olarak hat safhada olduğunu kimse göz ardı edemez. Hele ki bir mekanda, konserde çaldığını hayal ederseniz gerilere çekilip bu başarıya ortak olabilir ve gururlanabilirsiniz. Öte yandan esprisi anlaşılmıyor diye şive ile güldürmeye çalışan komedyen havası da var. Arka arkaya gelen kısa kelimelerle nakaratı ezberletmek, normal. Bu aslında trap ile aramdaki uyumsuzluk olabilir. Kabullenemiyorum. Ama yine de Patron’un nakarattaki back vokalleri bile seviye belirliyor. Yani tamam Professional 1-2-3 iyiydi ama oradaki herhangi bi’ parçayı da klibi de bugünkü ile kıyaslayamayız. Prodüksiyon işlerinde ise mix ve master Kupa’ya aitmiş. Kalan işlemler yine Astral tarafından. Albümün yıldız ismi de artık bence gayet açık.
3 - Nefret (Bedo & Patron & Ati242 & Emboli)
Parça 3’e geldiğimizde trap-rap arası bir altyapı ile bu parça çıkıyor. Sanırım Patron da dinleyicilerini para temasıyla sıkmamak için parçanın genel temasını rapresent’e çekmiş biraz daha çünkü parçada kim var? O değil, o değil. Albümün baba ismi ilk kez bu parçada giriyor. Lirikal boğa. Son zamanlarda trap duruşu olmayan adam bu işi yapamaz gibi bir dalga var sanırım. Tam karşısında da Embo duruyor. Güzel de duruyor. Diğer şirketler bu tip işlere yer vermezken Pmc’nin gerek Stabil’le dirsek teması kurması, gerek Emboli’nin stiline yer açması… Takdire şayan. Zaten bir tesellim de şu ki ortada bir fırsat varsa o fırsatı youtuber’lardan önce böyle şirketlerin yakalaması lazım. Yıllarca bu işe emek verenlerin bu fırsattan, pazardan pay alması lazım ama kendini tamamen kaptırmadan. Tıpkı böyle farklı tarzlardan ataklarla. Gerçi ilk 6 parçanın hepsine Ati’yi dahil etmeleri… Güzel flow. Emboli içinse şehir değiştirip konserine gidebilirim. Bozmazsa yine az kazanıp az yatırım alacaktır ama kitlesini oluşturduğunu heryerden görebilirsiniz. 5 yıldızlı RESPECT! Bu parçanın prodüksiyonu ise Uğur Öztürk’ten, eline emeğine sağlık.
4 - Gecenin Başı (Patron & Ati242)
Parton için geldiği son level olabilir ama bir nebze de deneysel. Back vokallerdeki incelik nakaratta okey ama verse’lerde güzel değil. Olumsuz bir eleştiriyle başlamam bozmasın geri kalan herşeye (2. verse hariç) okey’im. Parçada kullanılan vokalin ses eleştirmenleri açısından da değer göreceğine dibine kadar eminim. Ayrıca ototon olmadan da oluyor moruk jilet gibi. Big Pun gibi flow, Pac gibi rhyme homie! Prodüksiyon ise yine Astral’den.
5 - La Vida Loca (Ati242)
Zevk meselesi. Blasian’ı tebrik ederim.
6 - Pegasus (Ati242 & Fro & Patron)
Parçada Pmc’nin genç yeteneklerinden Fro da yer alıyor. Adamın flowu tonlamalarıyla renklendirmesi güzel gerçekten. Verse’ündeki beat’i kullanma şekli ve Astral’in destekleri farklı bir yere taşımış parçayı. Albümün genel yapısında teknik olarak bir güzellik var zaten ama Fro da bunu kullanmayı becermiş hani. Patron ise bildiğimiz gibi. Sırtlanmış gidiyor ve kendisi de başta söylediğim şeyden burada bahsediyor. Hedef artık birilerinden fazla dinlenmek değil. Tamam kazanç var işin içinde, şirket olarak yer alıyorlar ama artık Bushido’dan öylesine bahsedilmediğine herkes emin. Hedefteki pastanın üzerinde Eminem’in bile payı var. Ne Ben Fero’su amk?
7 - Aklımı Kaçırdım (Patron & Ati242)
Patron ve yeni nesilin arasındaki fark yeni müzik stillerinin takibi olabilir-di. Yeni nesil sadece güncel kalırken şimdi ise Patron’un güncel içinde nasıl oynamalar yaparak kendini ortaya koyduğunu görebilirsiniz. Deneysel sanılabilir kısımları var. Rap için iddialı vokaller, ses kullanım şekilleri var. Standart ve benim de sevdiğim akıllıca rap bir yanda dururken, yanına yeni nesil bir stil ve Patron’un geliştirdiği vokaller var. Bi’ de Ati’yi Zen-G’ye benzeten bi’ ben miyim? Prodüksiyon işlemlerinde Uğur Öztürk’ün mesaisi alınmış. Başarılı, yenilikçi ve gerçek. Respect!
8 - Seni Sevmiyorum (Patron)
Patron’un son dönemde trend kıran slow parçaları çok öne çıktı. Gördük ki farklı temalarla yeni parçalar yapılabilir. Ama bu parça için şöyle bir eleştirim var ki böyle slow bir ritim içinde bu kadar rahat duygu değişimi yaratması hoş olmamış. Sevmediği kim varsa ona yazmış aslında mantıken parçayı toplayan bir cümle var bu açıdan ama yine de 1. verse aşk konusuna dem vururken 2. verse bariz eski dostlara giydirme, gücenme gibi olmuş. Yazılamaz yahut kötü yazılmış demiyorum. Yanlış anlaşılabilir konuları öngörebilme yeteneğim var. Bahsettiğim şey temada bir bütünlük yaratılabilirdi ve zor olmazdı Patron için. Hele ki albümdeki tek solo parçası buyken. Ayrıca diğer slow parçaların altında kaldığını söyleyebilirim. Prodüksiyon işlemleri Astral tarafından yapılmış.
9 - Trap King (Ati242)
Airpods kullağımda
Yanım boş İzmir uçağında
Gece paff sıcağı sıcağna
Her line up da sürtük kucağımda
para bok saçtım etrafa
Kovaladı peşimi onlarca Svetlana
10 - Crossfit (Pos)
Niyeyse “prestij” demesini bekledim nakaratta…
11 - Kaparoz (Emboli & Ati242)
Daha bir önceki parçada crossfit derken “sokarım badine”… Alsın yürüsün kardeşim. Bu parçayı trap dinlemek için açan dinleyicilerin şansını istiyorum bu hayattan. Beat’in hakkını vermiş atmış kenarı. Bu kadar seviyorsun da fark ne diyecek olursan birincisi altyapıyı okumak yada prodüksiyon için matematik bırakmak kalem ister moruk. Bu verse’ü acapella kaydıyla paylaşsalar dediğimi anlarsınız. Hatta 2 mc’nin verse’ünü de acapella olarak yayınlarlarsa farkı 5x daha iyi anlayacağınızı sanıyorum. Lirikal matematiğini bu sebeple seviyorum. Öte yandan adamın sözleri de gayet güzel ve üzerine düşünülmüş, ağırlığı olan tonlamalarla okunmuş. İstanbul’u anlattığı sahneyi sokakta yürürken gözünüzde canlandırıyor. Kozmopolit kelimesini öğretiyor adeta. Ve bi de unutulmuş bir adettir; punchline’ı kullanıyor. Astral, biliyosun.
12 - Sil Baştan (Patron & Ati242)
“Ben olsam son parça olarak kullanırdım” diyebileceğim bir şarkı. Parçanın temposu düştüğünden mi nedir Ati bi’ şeyler anlatmış. Yapamadığından değil zaten ama bilmiyorum. Yani diğer parçaları yapan biri biraz daha kasarsa zaten çıkar. Parça hit kovalamaktan yayınlamaya fırsat kalmamış gibi araya sıkıştırılmış duruyor. Böyle single’lar yapmasını da beklerim. Patron sadece nakarat kısımlarında eşlik ediyor. Güzel bir parça. Sakin ve hoşça kal, güçlü kal tadında. Astral, ihihihi (ihihihi)…
13 - Kırgın Adımlar (Fro & Ati242)
Ben lise çağlarındayken takıldığımız rap çevremizde belli oluşumlar vardı ve saygı duyduğum bir abim demişti ki “fazla Contra dinleme, hatta mükünse bizi de dinleme” sebebini benzeşmeler olarak söylemişti. Belli bir stilin bir yakada sahibi olmak ve bir coğrafyaya, gruba kazandırmak güzel ama böyle olunca da bir şeyler tatsız oluyor. Yani ne gerek vardı küçük bir Patron yaratmaya? Bu tamamen şahsi görüşüm. Öte yandan parçada hiçbir sorun yok. Albümden yanlış hatırlamıyorsam bir hafta önce kadar yayınlanmış ve trendleri zorlamıştı. Patronun slow trend parçalarını aratmayan bir tatta. Dinleyicisi sabit ve alıcısı hazır bir parça. Öyle de oldu, olacak çünkü kaliteli yapılıyor. Gitarda Kaan Uğur, diğer müzik yapım işlemlerinde Efe Can ve mix & mastering’te Kupa-A görev almış. Canlı işlerin ayrıca hastasıyız.
14 - Propaganda (Emboli)
Emboli’nin solo parçası. Ritimlerdeki hareketliliğe tarzından taviz vermemesi standardının biraz dışında algılanmasına sebep olmuş olsa gerek ki bazı sözlüklerde şarkının feat’lerdeki verse’lerinden geri kaldığı yargısını basmışlar. Daha önceki parçalarını ve Avangart’ı playlist’ine ekmiş olamama binaen ben de sunu söyleyebilirim ki Emboli aynı sertlikte ve daha relax ritimlerde tarzını tam olarak yansıtabiliyor. Belki bir farklılık yaratmak istemişlerdir, olabilir. Deneme için iyi bir parça zaten. Rahatlıkla yağmurlu bir akşam kapşonunuzu çekip kulaklığı takabilirsiniz. Geçerli. Prodüksiyon işlemlerini ise Uğur Öztürk üstlenmiş.
15 - Ağla (Pos & Fro)
Sözleri açıp okuyun, sözleri dinleyin, flow’lara dikkat edin. Hani yalnız kalacağımı sanmıyorum beğenmemekte. Hatta… Çok fazla bu.
POS manitalarla money yaparken gariban ağlar ha!
Kazanmak burada tehlike demekse sana yok pay lan al
Başını ya da defolup git kaşını gözünü yarmadan biz.
Herifler kaypak ağız, yeter ki birazcık say para
Nihayetinde ben ve benim gibi insanlar için bir geçiş albümü olduğu kesin. Dünya’da yıllardır kullanılan bu stillere hala alışıyoruz, alışacağız. Topluma kültürümüzü kabul ettirmeyi bile zar zor başarmışken şimdi onlara müziğimizi satıyor olmak zaten kolay olmayacaktı. Endüstri yaratırken hem de. Hem de büyük şirketleri pazardan kendi başlarına silerken… Yaptığım kötü eleştirileri çok fazla umursamayın bile bu yüzden. Günün sonunda aynı masada oturacaksak, bu müzik en az tiktok’ta kullananlar kadar benim müziğim.
Saygı, sevgi, barış!
