Hepimiz Aynı Dertten Mustaribiz; Farklı Dertler!
Farkında olup adını çoğumuzun koyamadığı tek ortak paydamız. Başlık kendini açıklayıp sadece bir tweet olarak da kalabilirdi, belki de öyle bırakıp sizin anlayışınıza bırakmalıydım ama şansa bırakmak istemedim. Çünkü vermek istediğim fikre varışımdan, sizin bunu paketli bir şekilde hazır fikir olarak alışınıza kadar arada geçen süreç pek kısa değildi. Hatta öyle ki bu fikir forumlarda “kesin çözüm” olarak yayınlanabilecek geçerliliğe bile kavuşmadı. Sizin öznel olarak kabul ettiğiniz ve kesin bilgi gibi millete dayattığınız; “zaten bu böyle, ayrıca böyle de oluyor ha…” vâri peşin hükümlerinizden önce 1 kez okumanızı tavsiye ediyorum.
Farklı olmak bir seçim midir yanlış mıdır? Daha açık bir soruyla; doğru bir tek midir? Herkesin kendine ait ve farklı bir doğru yaşam biçimi olduğunu bir kenarıya yazalım. Şimdi düşünmeye başla; bu yolda 2 seçenek ve alt dallara sahibiz.
Bu seçeneklerden birincisi, en anti demokratik, çağımızın tutulmuş doğru yargısı; herkesin ayrı doğruları olmasıdır. Her birimizin fikrinin münferit bir şekilde öznel doğru olduğunu kabul edersek azınlıkta kalan doğruların umursanmaması çağımızda da işten değil. Misal hepimizin inancı doğru ve kendine göreyken bir insan Hindu dinine inanıp ineklere tapmaya başladı diyelim. %98 civarında Müslümanın arasında özgürce ineğe tapamamak, dalga konusu olmak büyük bir olasılık olacaktır. Bunu siyaseten yaşayanın 60 milyondan fazla olduğuna inanıyorum. Zamanında azınlık kalan sağcılar bugün soldan öcünü onları azınlık bırakarak alıyorlar. Herkes kendi doğrusunu yaşayamamakla cezalandırılırken kendilerini yönetecek çok doğrulu bir aday bulduklarında da daha iyisini bulmanın riskinden kaçınıyorlar. Ayrımların yolundan aynı sonuca çıkmaya çalışan halkların vardığı varacağı tek sonuç aynı bayrak ve devlete sahip olup hiç değilse yem olmamak üzerine kurulu. Oysa herkesin doğrusunun olması gibi bir ortamda devletler de isyan olarak kendi payına düşeni alıyor. Sadece siyasi değil hatta aslına bakarsanız bu tamamen sosyolojik bir travma olacaktır; eğer herkes kendi belirlediği doğrusuyla hareket ederse. Ve eğer azınlıkta kalan olursanız ortada dönen her şey isyanınıza sebep teşkil eder. İstemediğiniz bir yerde istemediğiniz bir şekilde istemeyeceğiniz sonuçlar için çabalamanızı isteyen siteme direnir durur ve hatta sonunda devletin parmaklıklarıyla haşır neşir olursunuz. Farklı toplumlarda farklı zamanlarda yaşayan bir insan gibi olmak, şimdi eksikliğini hissetmediğiniz ama ruhunuzun yaşamaya devam etmesi için hayati bir ihtiyaç olabilir aslen. Çağ dışından bakarsan cinayet bir suç olmayıp, doğanın dengesiyle sadece güçlülerin hayatta kalması cazip geliyor olabilir. Kişilikleri belirleyen etkenleri tek tipe indirgemeden kimin psikolojisi hangi sosyolojiyi ne şekilde etkiler bilebilir miyiz? Şimdi, devletin müdahil olamadığı eğitim kurumlarını sevmemesi bir tesadüf mü, kötü giden kişisel ekonomilerimize gelişmiş devletlerde işsizlik maaşı, düşkünler evi gibi sargılarla tampon yapılması sadece bir sosyal devlet anlayışı mı gibi sorularla devam et. Edinimler, sorunlar, sonuçlar aynı olmalı ki devası olacak iktidar da bunlara hazırlanarak gelsin. Tarih yazarlarına baskı yapanları ölseler dahi yenmek imkansıza yakındır. Bunlar doğru ya da yanlış tek kaynaktan öğretilir çünkü kişisel doğrular toplumsal doğrularda birleşmeden devlet değil köy dahi kurulamaz.
Gelgelelim sözel doğruların edebiyatından çıkıp matematiksel olarak hesaplayacaksak herkesin eksi ve artısını ortaya koyacak, genel geçer bir doğru olduğu da savunulabilir. Medeniyetin araştırmacılığıyla hesaplanan her fiilin bir artı ve eksisi ve yaptırımlar için de bir sınırı vardır. Sistemin kişisel doğrulara düşman olmasının sebebi de her sistemin matematikle çalışmasından geliyor olabilir. 2×2 her zaman 4 etmese de klasik matematik sonucu 4 kabul eder ve anlatılanlara hiç de kulak asmaz; anayasalar ve kabul edilmiş örfler gibi. Bu yol hem insan mantığına hem sosyal işleyişe uyum sağlar. Bu uyum sonucunda insan ne yaparsa ne olacağını önceden bilir ve bu bilgiyi yasalar yoluyla hak olarak kullanabilir. Ayrıca tek başınayken savaşma ihtimali bulunan, gerçek anlamda, bir dünya dolusu insanla arasına resmi mafya sayesinde set çeker. Bu mafya yücelir ve kutsal bir hal alır, simgesinden tepesindeki insana kadar her kademesine saygı duymak, kişisel doğru savaşlarının bir daha olmayacak olmasının bedelidir. Kimileri, doğrunun tek olmasını, kendi doğrusuymuş gibi kabul eder ve insanın kendi doğrusunun olamayacağını söyleyecek kadar kendini o bir doğruya adar. Etrafınızda sizin başka bir görüşten olduğunuzu öğrenir öğrenmez ters bakan insanlar, içlerinden sizi hain ilan ederken bu aidiyet hissine dayanırlar.
Olmamalı! İkisinin de mantıklı bir yanı yok. Kendi evlerimizi kendi devletimiz ilan edemeyiz. Yahut bir doğruyu sevdik diye kendimizi ona ait hissederken diğerlerini hain görmemeliyiz. Farklı görüşler ve inançlar bir aradayken gökkuşağı gibidir gibi saçma heveslere kapılmaktan bahsetmiyorum ama yine de en azından karışmamak gibi bir onurumuz olmalı. İnsanlar kendi evlatlarına karışmayacak kadar idealist bir doğrucu olduğunda savaşların ve ihanet tutanların ortadan kalkacağı su götürmez. Birkaç yüz yılımız daha yok maalesef ki bir dünya savaşı var kapıda. Lütfen etrafınızdaki insanları ikna etmeye çalışmadan fikrinizi söyleyin, yanlışınız çıktığında en azından “yanılmışım” demeyi ihmal etmeyin. Doğrunun sayısı sizi yanıltmasın doğru tek başınadır ve içinde tek olan doğruyu ya da farklı farklı trilyon öbeği barındırmaz. Sadece vardır. Hak der kimisi buna kimisi doğa ana kanunu der ya da farklı farklı inançlarla sadece varılmak istenendir. Sadece vardır. Seni benden ayıramaz. Mantıklıca yürürsek farklı yollardan aynı doğruya ulaşabiliriz ama bu tek olan doğru değil; Herkesin kendince tek doğrusu ile, başarırsak başarırız.
Kavga için seçtiğiniz kendi doğrunuzu dayatmaya ya da tek doğru diye bellediğiniz o biricik doğruya koşun, mümkünse benden de biraz daha uzağa…
